ÖZEL OKULLAR VE KURSLARIN İŞLEYİŞİNDEKİ BÜROKRATİK ZORLUKLAR KALDIRILMALIDIR

Bürokratik Zorluklar

Ülkemizde bugün özel bir okul asla bulunmamaktadır. Ülkemizdeki özel okullar, tıpkı devlet okulları gibi tüm programları, tüm standartları, tüm yapmak zorunda olduğu iş ve işlemler Milli Eğitim Bakanlığı’ na bağlı, sadece kurucuları özel kuruluşlardır. Devletin açıp kapattığı ve aslında çoğu kez varlıkları Özel Öğretim Genel Müdürlüğü’ nün bir imzasına, ya da müfettişlerin 2 dudağından çıkacak söze bağlı, devletinden korkan, yenilik yaparken ceza almamaya çalışan kuruluşlardır.
Bürokrasinin canı istediği zaman ülkemizde kapatamayacağı bir tane bile özel okul yoktur. (Teröre yataklık yapan kuruluşlardan bahsetmiyorum!)
Bu noktada kaliteli kuruluşların eğitim sektörüne yatırım yapmaları ve uzun vadeli planlar hazırlamaları imkansızdır. Özel okullarla ilgili yapılması gereken ilk düzenleme, varlıklarının (herhangi bir terör örgütüne yardım ve yataklık yapmadıkları takdirde) güvence altına alınmasıdır.
Özel okullarda ikinci bir düzenleme ise devlet okullarında olduğu gibi öğretmen ihtiyacının standartları belirlenmiş olmalı ve güvencesi hali hazırda tam anlamıyla sağlanmış olmalı ve dahi devlet okullarına geçmeyi düşünmeyecek şekilde problemleri giderilmiş bir çerçeveye oturtulmalıdır. Özel okullar öğretmenlerini kendileri yetiştirebilen okullardır. Bu okullar kendi programlarını da kendileri üretebilmelidirler. Nitekim gelişmiş ülkelerde ve PISA Sınavlarında başarılı olan kıstaslara bakıldığı zaman dünyada uygulanan yöntem ve teknikler bunlardır…
Kısacası özel okullar, özel olmalıdır. Yani Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenen yıllık ve dönemlik hedeflere göre, diledikleri sistemle eğitim verebilmelidirler.
Milli Eğitim Bakanlığı her yıl yapacağı ulusal sınavlarda da ülke ortalamasının altında sonuç alan özel okullarda denetim ve rehberlik görevini yapabilir.
Özel okullar asıl görevleri olan çağdaş ve yenilikçi programlar geliştirmek ve başarıya ulaşan yolları araştırmak yerine, nasıl hata yapmam da ceza almam kaygısıyla, sadece lise ve üniversite giriş sınavlarında başarı yakalamaya çalışan kurumlar haline gelmişlerdir.
Ayrıca özel okullar ve dahi bu özel okullarda görev yapan öğretmenler, ve dahi teknik personel olmak üzere herkes ödüllendirilmelidir. Her yıl yapılacak olan ulusal sınavlarda Türkiye ortalamasının üzerinde ortalamaya sahip özel okullarımız %8 değil %1 KDV oranına tabi tutulmalıdır. Bu aradaki fark bütün personele pay edilmelidir. Bu ülkede 1 milyonun üzerinde çocuğa eğitim hizmeti vererek, ülkemize her yıl 2.5 Milyar $ direkt tasarruf kazandıran özel okullardan hangisine devletimiz bir kere olsun ödül vermiştir. Bu sistem yanlış bir sistemdir. Ödülü olmayan, ama yanlış yaparsa ceza yiyeceğini bilen çocuklar da okullarda adam olamaz!

Seni özgür bırakıyorum, başarılı olursan ödüllendiririrm.” 

TÜRKİYE’ DE EĞİTİM Mİ ÖĞRETİM Mİ?

Eğitim-Öğretim

Ülkemizde yaptığımız en ciddi hatalardan bir tanesi dostlar alışverişte görsün mantığıyla yaptığımız haftada 1-2 saatlik derslerdir. Birçok okulumuzda uygulama dersleri olan beden eğitimi, resim, müzik, bilgisayar vs. dersleri 1 ya da 2 saattir. Mantık dışıdır ve hem de hiçbir işe yaramamaktadır.
Nitekim çocuklarımızı giydirip bir iki ip atlatmak, basketbol oynatmak, çantalarını bir kenara koyup, uzun atlama çalıştırmak, şarkı söyletmek, bilgisayarda açma kapamayı göstermekle bu iş olmaz… Eldeki sonuçlar gösteriyor ki ne sporda, ne sanatta, ne de bilişimde uluslararası bir başarımız yoktur.
Eldeki verilere dayanarak söylüyorum. Son yapılan RIO Olimpiyatları’ nda ülkemiz, kendi yetiştirdiği evlatlarıyla 4 madalya alabilmiştir. Milli takımımızın hali ortadadır. 81 Milyonluk bir ülke… Azerbaycan bile Türkiye’ nin 9 katı madalya kazanmıştır.
Ülkemiz kişi başı düşen madalya sıralamasında dünyada en geri kalmış ülkelerden bir tanesidir. Kayak tesisleri olup kış olimpiyatlarında yarı finale bile çıkamamış dünyadaki tek ülkedir burası. Afrika’dan bile madalya çıkmıştır. Eğitimin az olması, kitap okunmaması, sanata ilgi gösterilmemesi, hakeza bilişime değer verilmemesinin doğal bir sonucudur.
Öğrencilerimize anketler yapmalı, eğitim kalitesinin mihenk taşlarına sormalı ve kaliteyi tespit etmeliyiz. İlgi alanlarına dayalı ek eğitim sunmalı ve başarılı öğrencilerimize belgeleri nisbetince  sınavlarında ek puanlar vermeliyiz. Nitekim Osmanlı Devleti’ nde ki her okulun duvarlarında yazan sözün özünü bulmalıyız ki geleceğe ve daha aydınlık yarınlara çabucak ulaşabilelim…

“Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz…”

İnternette bulduğum şu makaleyi de okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Saygılarımla.
http://vukufiyet.com/hicbir-kus-yuzmeye-zorlanmaz.html

EĞİTİMDE BİR SORUN VARSA MİLLİ EĞİTİM TEK BAŞINA SUÇLU DEĞİL!

M.E.B.

Türkiye’ de eğitimde başarısızlığın suçu sadece Milli Eğitim Bakanlığı’nda mıdır? Sadece bu bakanlık mıdır suçlu olan?
Hepimizde bir kolaycılık vardır gidiyor… Hepimiz diyoruz ki biz başarısızsak bizi eğiten eğitimciler ve yöneticiler yüzünden! Kendimizde hiçbir suç yok! İyi eğitilseydim; iyi yönetilseydim; iyi yerlere gelebilirdim… Çocuklarımıza okul kıyafetini alıyoruz ve ihtiyaçlarını karşılıyoruz ve sonrasında onları okula gönderince sorumluluk bizden gidiyor. Eğer başarısız olursa öğretmeni hatalı, test kitabı yanlış, okul müdürü beceriksiz; Milli Eğitim Bakanı, Müdürü; Müşteşarı…
Şu bilinmelidir ki okul zincirin son halkasıdır. Eğitim denen şey evde başlar, mahallede devam eder, aile, akrabalar vs. derken okula gelen bir çocuk için şekillenme esastır. Eğitim bir bakanlığın işi değil, bir yaşam tarzıdır. Çocukların gittiği düğün de, bayram da, cami de, spor alanları da, trafikte, yere attığımız çöpte de, yere tükürdüğümüzde veya sümkürdüğümüzde, içtiğimiz sigarada,  dayak yiyen kadınlarımızda, uyanıklık yapıp kuyruğun önüne girdiğimizde, izlediğimiz filmler ve dizilerde, zengin veya fakir olarak eşit olmamızda; eğitim konusudur…
Türkiye’ de kaçımız çocuklarımızla tiyatroya gidiyor, kaçımız çocuklarımızla güzel vakit geçirmek adına onları pastaneye götürüyor, kaçımız televizyonu kapatıp çocuğumuzla günde 15-20 dk. kitap okuyor – kaç anne/babamız 1 yılda 3 kitap okumuş?- kaçımız çocuklarımızla spor yapıyor, uçurtma uçuruyor…


Google amcaya soralım 🙂

Google
Google

 Tabi ki bunların yanında Türk eğitim sisteminin yanlışları olduğunu da kabul etmek gerekir. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti’ nin son 20 Milli Eğitim Bakanlığı’ nın tamamı hayatı boyunca hiçbir İlkokul, Ortaokul, Lisede öğretmen veya müdür olmamış, ve dahası 15 tanesi avukattır.
Adalet Bakanlığı muamelesi gören bakanlığımıza da diğer bakanlıklarda olan hassasiyetin bir an önce sağlanması ve “İşi ehline ver!” hadisi şerifine nail olması sağlanmalıdır.
Şimdi her şeye çok kafa takmamamız gerektiğini, nasıl olsa su akar yolunu bulur, sen kendi işine bak arkadaş – Çapın kadar konuş arkadaş – “Amaaaan!” arkadaş diyebilirsiniz ki ben diyorum 🙂  ve gidiyorum… (Beynim yandı!)

Beynim yandı…

Şems-i Tebrizi’ den…

Şems-i Tebrizi

“Bildiklerini unut.” diyor dost.Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla.
Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et. Gıybet etme sakın… Bil ki, dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker.
Kimsenin aleyhinde konuşma, uzaktan atıp tutma,İnsanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın, birini ne kadar aşağılar yahut dışlarsan, onundurumuna düşme ihtimalin o kadar artar.
Kainatın matematiğidir, bir koyar, bir alır insan.
“Bilmeden kendi hesabını dürer.” diyor dost.
Hiçbir konuda emin olma, kendini ayrıcalıklı sayma.
Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme.Şu hayatta tüm zahiri kısveler sabun köpüğünden ibarettir. Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir.
Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol. En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma.
Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy.Açık bir kapı bırak daima…
Ne kadar bilsen de, hiçbir zaman yeterince bilmeyeceğini unutma.
Tevazudan şaşma.
“Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinnden.”
Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden iyi olacağını? 
ŞEMS-İ TEBRİZİ

Yarı Özel Okullar Kurulmalıdır

Yarı Özel Okul

Herkesin aynı maaşı aldığı, çalışanın da çalışmayanın da her şartta 25-30 yıl boyunca istihdam edildiği, ulusal ve uluslararası başarıda geri kalsa bile eğitimin siyasal otoriteye yakınlığı ve uzaklığının başarıdan daha önemli olduğu, tek merkezden yönetilen okulların bu ülkeyi ileriye taşımıyacağı apaçık ortadadır.
Devlet okullarımızda olsun; özel okullarımızın öğretmenleri olsun kendi yarı özel okullarını açmak isteyebilmektedirler.
Örnek vermem gerekirse 5 öğretmen ortaklaşa bir okul açmak isteyebilmektedir.
Devletimizin öğrenci başına vermiş olduğu 3000$ lık bir hizmeti; özel okul açmak isteyen şahıslara belli şartlar altında aktarımı yapılabilir. 5 yıllık bir dönem için geri ödeme şansı ile kurulacak her okul için 400.000 TL ilk yılı ödemesiz ve faizsiz devletimizin kredi verdiği yarı özel okul sistemine geçilirse ve bu özel okullar yine öğrenciden ücret dahi almadan sadece öğrenci başına zaten yapılan 3000$’ı (11000) TL’ yi devletimizden aldığı takdirde hem bu özel okulun kurucuları ve öğretmenleri için yeterli bir miktardır.
Tabiki bu yarı özel okullarda her yıl yapılacak olan ulusal sınavda başarıları ödüllendirilen ve başarısızlıkları da cezalandırılan bir uygulama olması şarttır. Eğitim modellerinin, uygulanan tekniklerin ve hedeflerin Milli Eğitim Bakanlığı’ na bağlı olması da gerekmektedir. Ancak devletimiz nasıl ki kamuda ve bir çok teşebbüs ve yapılanmada özel sektöre inanmışsa eğitim sistemlerinin de özelleştirilmesine bir an önce el atmalıdır. Bunu Almanya, ABD gibi ülkelerde gördüğümüz gibi başarıları da yadsınamaz bir gerçektir. Bizler de geleceği parlak bir ülke olarak başarılı olacağımıza inanıyor ve çalışıyoruz.

Okullarda Sponsorluk Olmalı mı?

Sponsorluk

Okullarımızda sponsorluk sistemini başlatmak gerekmektedir. Piyasa da yardıma muhtaç okullarımız için ihtiyaçlarını gidermek şartıyla okul tabelalarına, okul kıyafetlerine firma reklamı yapılarak çift taraflı bir kazan-kazan uygulaması mükemmel olur ki hem firmalarımızın gelişimi ve hem de okullarımızın gelişimi açısından böyle bir uygulamanın gerekliliği vardır. Nitekim futbol da uygulanan bu uygulama neden okullarımızda da uygulanmasın ? Ben McDonalds’ ın filmini izlediğimde en dikkat çekici bölümlerinden birini de bu firmanın CocaCola ile sponsorluk anlaşması yaparak karını kat be kat arttırdığını ve global bir firma olma yönünde önemli bir adım olduğunu gördüm.
Tabi ki bu firmalar arasında olabilir; futbolda olabilir; ne bileyim hava yolu şirketleri arasında olabilir ama okullar için böyle bir uygulamanın sakıncası var mıdır? Bilemiyorum! Görüş ve önerilerinizi siz de bana yazarsanız sevinirim.
Okullarımızda zaten çocuklarımızı gelecek için şirketler ve dahi kurumlar için eğitmiyor muyuz? Bu uygulamanın devletimiz açısından da üst düzey bir rahatlama kaynağı olacağını da göz ardı etmemek gerekir. Güzel ülkemizin geleceğini kurmak açısından ortaklaşa yapılacak anlaşmalar neticesinde eğitimle kurumsallığı yakınlaştırmak gerektiğine inanmaktayım. Bu yakınlıktan doğacak sonuçlar neticesinde bizler de fiziki ortamları harika dizayn edilmiş okulları görmekten ve çocuklarımızı esenlik içinde eğitmekten dolayı mutlu ve huzurlu oluruz. 🙂

Eğitimde Hedefleme Sistemi

Hedefleme

Eğitimde oluşturulan öğrenim programlarının öğretmenlerin özgürlüğüne bırakılması ve öğrencinin istek ve arzusuna göre ayarlanmasının daha iyi eğitim metodu olacağını düşünüyorum. Günlük, haftalık, aylık ders planlarının içinde boğulan eğitim sistemimizin hedefleme sistemine geçildiği takdirde öğretmenlerimizin belirlenen hedefe ulaşmalarını desteklemeli ve yine öğretmenlerimizi kendi özgür öğretim yöntem ve tekniklerine göre ders saati ve kaynağını seçmelerinde serbest bırakmalıyız.
Okul aile birliğinde derneklerimize en az 50 TL bağış ile katılan velilerimizin de okul yönetimine girmesine izin vermeliyiz ki bu yönetimin ister devlet olsun isterse özel okul olsun okul müdürü ve diğer öğretmenleri %60 çoğunluk oyuna göre görevden alma ve yeni öğretmen alımında yetkisi olmalıdır.
Hedefleme yöntemi bilindiği üzere yıllık olup hedeflenen başarıya ulaşılıp ulaşılamaması “USS-Ulusal Sınav Sistemi Sonucu” durumunda ödül ve ceza yöntemiyle desteklenmelidir.
Bir öğretmenin çok da çalışsa az da çalışsa tüm Türkiye’ de “aynı maaşı almak” gibi eğitimin önünde umut kırıcı, iştah azaltıcı ve başarının doğasına aykırı sistemin içinde öğrencilerine aktarabileceği bir vizyon göremiyorum…
Başarılı eğitim veren öğretmen ve idarecilerimiz de tıpkı çocuklarımız gibi ödüllendirilebilirler.

TEMEL ORTAOKUL VE DÖNÜŞÜM LİSELERİ

Temel Ortaokul ve Dönüşüm Liseleri

Ülkemizdeki bu tarz okulları çok seviyorum. Çünkü bir okul ve dersane sisteminin arasında olan ve eğitim sistemimizin yararlandığı yerlerdir buralar. Mesela okulda hiç ders dinlemeyen çocuk buraya gidince pür dikkat dersi dinleyen bir kişi oluverir. Bunun nedenini anlamıyorum ama durum böyledir. Hem devlet okulunda olsun hem özel okulda olsun böyle bir kaç çocuk vardır. Bu çocuklar sınıfta bulunan ve o derse ihtiyacı olan %90 çocuğun ders disiplinini ve motivasyonunu düşürmektedir. ABD ve Almanya’ da böyle çocuklar için -Charter School- adında ders düzenini ve disiplinini bozan çocukların yönlendirildikleri okullar vardır. Bu okullar özel ilgi gerektiren böyle çocukları alır ve toplumun en başarılı bireyleri olmaları için çalışırlar.


Google amcaya sordum:

Google
Google

Bugün okullarda sınıf düzenini bozan, sınavda boş kağıt veren, arkadaşlarına karşı fiziki şiddet davranışları sergileyen, okulun başarısını düşüren, diğer çocukların sınav katsayısına ciddi şekilde etki eden, hatta öğretmenlerine karşı şiddete varan saygısızlıklar ve tehditler yapan öğrencilerin özel ilgi duyabileceği bu tarzda okullara ihtiyaç vardır.
Bu okullarda yıl sonunda yapılacak olan ulusal sınav sisteminde başarı durumuna göre ödül ve ceza sistemi de aynı zamanda olmalıdır.
Eğitim sistemimizi daha nasıl geliştirebiliriz ? sizlerde bana yorumlarınızı yazarsanız çok memnun olurum. Bu sayfamı paylaşıp daha fazla insanın bilinçlenmesine katkıda bulunabilirsiniz. Bu bir memleket meselesidir. Unutmayalım! Gelecek eğitimle gelecektir…:)

ÇOCUKLARIMIZIN EĞİTİMİNİ HEMEN DÜZENLEMELİYİZ

Çocuklar bizim geleceğimiz…

Zekanın bir sürü türevi vardır. Kimi öğrenci müziğe, kimi öğrenci resim yapmaya, kimi öğrenci spora, dansa, matematiğe, fiziğe yeteneklidir. Kimi öğrenci işitsel öğrenir, kimi öğrenci kinestetik, kimi öğrenci görsel öğrenir. Öğrenme yöntemi insanın bir kusuru değil, değiştirilemez bir algısıdır.

Hala anlamış değilim! Bana biri anlatsın… Neden bu ülkedeki eğitim sistemi genel olarak işitseldir???

Türk öğrencileri neden Ankara’ dan belirlenen genel bir ders programına, sanki hepsi işitsel zekalıymış gibi mecbur kılınmaktadır? Devletimiz Osmanlı’ dan bu yana hepimizin zekası sanki 110, hepimiz sanki aynı türde öğrenciymişiz gibi, hepimize aynı yöntemi benimsetme çabasında, kitaplarınız budur, ders programlarınız buradadır, hiçbiriniz farklı değilsiniz demektedir.
Oysa her öğrenci bir başka özeldir ve farklıdır…

Mesele – “Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz…” – meselesi olmalıdır.

Herkesi aynı türde eğitmek, aynı insan biçimi yetiştirmek, sen Türksün, sen Sunnisin, sen Alevisin, sen Milliyetçi, sen Muhafazakar… şeklinde karınca sürülerinden oluşan kapalı bir kutu olmaktır. Bu globalleşmeye ve uluslararası başarıya ulaşmak adına tamı tamamına zıttır. 
Türkiye Cumhuriyeti farklı düşünen, kendisini farklı hisseden üstün yetenekli çocuklara ne yapmalıdır?  
Tam 150 yıldır Türk toplumu olarak tek bir seçenekte çocuklarımızın tek tip eğitimle eğitiyor ve onları hayata hazırlıyoruz. Biz gelişmek istiyor muyuz? Esas sorulması gereken soru buysa -evet istiyorsak- öğrencilerimize özel ve önemli olduklarını onlara hissettirmeyerek, bu işi nasıl başaracağız? 
Çocuklarımıza: 
“Hergele, çok zeki ama okumuyor, ders çalışmayı sevmiyor, aklı fikri bilgisayar oyununda, aklı fikri resim çizmekte, aklı fikri topta…” diye hakaretler ediyoruz. Onlardan resime karşı yeteneği olup matematik sorusu çözemeyeni, müziğe karşı yeteneği olup fen sorusunu yapamayanı neden dışlıyoruz.? Neden bilgisayara meraklı çocuğa bilgisayar başında bütün gün oturuyor diye hakaret etmek yerine onu bir programcılığa sevk edemiyoruz.???
Biz kimi yetiştiriyoruz? Türk eğitim sistemi -M.E.B- herkesi aynı fabrikanın aynı T.E.O.G. presinde basılan aynı çocukları şeklinde imal etmek istiyorsa ben bilemem!
Benim bildiğim geleceğin hızlı ve değişken olduğu ve dahi bu eğitim sisteminin 20. yüzyılda kaldığıdır. 21. yüzyıla yetişmek istiyorsak; Finlandiya’ ya uymalı ve hemen, hiç düşünmeden sistemi 0′ dan kurmamız gerektiğidir…

Finlandiya eğitim sistemini incelemek için linke tıklayınız. 

Eğitim hakkında neler yapılabilir, neler değişebilir, neler olmalı ve olmamalı şeklinde yorumlarınız olursa sevinirim. Daha fazla kişiye ulaşmak için makalemi paylaşırsanız sevinirim. 🙂

Tek Çözüm “ULUSAL SINAV SİSTEMİ”

USS nedir? USS ilk okul 2. sınıftan başlayarak üniversiteye kadar olan süreçte çocuklarımızın haziran ayının 2. haftasında (yani okullar kapanmadan önceki son haftasında) tüm Türkiye’ deki bütün okulların ve bütün öğrencilerin ve dahi bütün öğretmenlerin her yıl gireceği bir sınav sistemidir.


Google Amca’ ya sordum. Acaba böyle bir sistem var mı diye???

Google
Ulusal Sınav Sistemi

Yaklaşık 4.520.000 sonuçtan ilkinin Avrupa’ i öğrencilere uygulanan sınav sistemi olması şaşırtıcı bir sonuç mu? Elbetteki hayır! Buraya tıklayarak raporu sizde okuyabilirsiniz.
Ülkemizde uygulanması başarılı olsun ve umutlu bir gelecek istiyorsak M.E.B.’ in her 4-5 yılda bir eğitim sistemimizi değiştirmesin dense bana göre bu halihazırda yapılmış, uygulanmış, başarıya ulaşmış ve bir çok ülkenin  uyguladığı USS sistemini getirmesi taraftarıyım…
Elbette ki bu benim görüşüm ve eğer bir gün imkanım olursa ki hayata geçirilmesi dileğimdir…
Ülkemizde uygulanan TEOG sınavı ve YGS gibi ömürlük çalışmaların 3-4 saatlik bir zaman diliminde heba edildiği su götürmez bir gerçektir. Ayrıca ülke çapında her öğretmenin, her sınıfın, her okulun ve öğretmenlerimizin anlattıkları her konunun ölçülememesi; ölçülemeyen hiçbir olgunun da kontrol edilememesi… İşte ülkemin acı bir garabet durumu bundan ötürüdür.
Ulusal sınavlar Türkiye’ nin geleceğidir…