Özel Okullar Arttırılmalıdır

Veri 1: 
TRT Kanal Sayısı = 16
TRT Çalışan Sayısı = 10000
TRT Günlük Masraf = 4 Milyon TL
TRT Yıllık Masraf = 1 Milyar 460 Milyon TL
TV8 Çalışan Sayısı = 240
TV8 Yıllık Masraf = 60 Milyon TL
Sonuç: TRT’ nin 16 kanalının ortalama prime time reyting toplamı TV8’in tek kanalının 1/8 ‘ i etmemektedir.

Neden özel okul?

Özel okul ile devlet okulunu anlatan en güzel veri budur. Devletimizin resmi rakamları gösteriyor ki her öğrenci için 3000 $ yani 11000 TL düzeyinde gideri var.

“Sayın Kurucu, sana her türlü vergiden muaf, öğrenci başı 11000 TL para versek, üstelik kurumun için kira da ödemeyeceksin, ama senden üniversite sınavında en az %20 başarı istiyorum.”

Türkiye’ de özel okul ücretleri zaten 2016 yılı ortalama 11.500 TL dir. Özel okul kurumları vergisi, kirası, stopajı, elektriği, suyu, öğretmen maaşı, yemeği, diğer bütün giderlerine rağmen okulu kar ederek yönetmektedirler.
Veri 2:
Devlet liseleri 2015 yılı YGS sınavına giren öğrenciler ortalama 37,1 tane Matematik sorusu çözememişler. (Toplam da matematik 40 sorudur.)
Fen Bilimleri 40 soruda 1.5 doğru ortalamasıdır.
Türkiye’ de 1.045.000 öğrenci özel okuldadır.
Devlet öğrenci başı 3000$ para harcamaktadır. ama özel okul öğrencilerini de hesaba katmaktadır.
Antalya da 20.000 öğrenci özel okuldadır. 20000*3000$*12 yıl temel eğitim = 720 milyon $ sadece Antalya’ dan devlet kar etmiştir.
Yeni özel okullar açılıyor. Örnek 20 özel okul * 1000 çocuk *3000$ = 60 milyon $ devlet kar etmiştir.
Veri 3:
Ortalama 18 çocuğa 1 öğretmen düşer. Bir ilde ortalama atanacak 1000 öğretmen atamasından kurtulan devletimiz, maaşlarından, sigortalarından, binaların ısıtma, elektrik, su, demirbaş ve muhtelif giderleri ile 3 milyar 500 milyon en az tasarruf yapmaktadır.
Özel okulları 2 katına çıkarmak 58 milyar $ kar demektir.
Veri4:
Ülkemizde özel okul ücretleri 7500-12000 TL bandına inerse özel okula giden öğrenci sayısı %20 artacaktır.

Bir Hikaye:Steve Jobs Vakfı’ndan bir yetkili özel okul federasyonuna başvuruyor. Steve Jobs ölünce bıraktığı parayla her ülkede bilişim ağırlıklı okullar yaptırıp, o devletin kendi denetimine bırakarak hayırda bulunmak istemiş. Bu okulları da çok yüksek teknoloji ile yapıyor. Düşünebiliyor musun? Bir okula 6 milyon $ harcayıp, Türkiye’ ye hibe etmek istiyor. Tek isteği adının yaşatılması.
Milli Eğitim Bakanlığı’ na başvuran özel okullar federasyonu Steve Jobs ismiyle okul açılabilir mi diye, yanıt “AÇILAMAZ!” Adamlar açmadılar, Gittiler ve 6 milyon $’ a Güney Afrika’ da açtılar. 


Bu satırlarımı okuyan ve görüşlerini MEB hakkında düşüncelerini dile getirmek isteyen olursa lütfen yorum yapsınlar. Saygılar.

Türkiye’ de Yıllık Eğitim Süresi

Geçenlerde bir afiş gözüme çarpmıştı. Afiş çok hoşuma gitmişti. Bana “kızıl elma” yı hatırlattı. Onda bulunan eşsiz içgüdüyü ve kararlılığı, kendine çekiciliği, ulaşılması gereken gücü…

Gelecek bilişimle gelecek…

Evet! Her şeyden önce ulaşmak istediğimiz bir hedefimiz var. Biz gelişmiş bir ülke olmak istiyoruz. Ve bunun da tek yolunun gelişmiş ülkelerde olduğu gibi eğitime ve öğretime gereken önemin verilmesi kanaatindeyiz. Bakalım “google amca” bu konuda ne söylüyor?

Gençlik geleceğe hazır mı?

Aramalarda 614000 sonuç bulundu. Tabiki her birine bakamayız. Yine ilk sıradakine olduğu gibi tıklıyoruz ve videomuzu izliyoruz. Lakin 2 saat 45 dakika kim izleyip te gençliğin sorunlarına çözüm için akıl yorsun? Bilmem!

Gençler yarına hazır mı?

Bugüne kadar izleyip, izleyebileceğim, öğrenip, öğrenebileceğim, tartışıp, tartışabileceğim kadar vs. ülkemde bulunan bütün olayların aslında özünde şu var:
2015 yılında bir Türk çocuğu 171 gün okula gitmiştir. (TEOG sınavları, seçimler, bayram tatilinin birleştirilmesi ile oluşan ek tatiller dahil). Aynı yıl bir Japon çocuğu 212 gün, fark 41 gün; 12 yılda bu fark 492 okul günü… Diğer 10 ülkede ise okumak isterseniz buraya tıklayın. Bir yılımız 180 ders günü kapsamında ise Japon öğrenciler üç yıl bizim öğrencilerden fazla ders almaktadır. Kısacası Japon öğrenciler 12 yıllık eğitimi sırasında 15 yıllık eğitim almaktadır. Japonlar ayrıca yıllık öğrenci başı 15000$ biz ise öğrenci başı 3000$ harcamaktayız.
Hal böyle olunca bir de dünyanın en uzun ardışık tatil sürelerinden bir tanesine de elbette biz sahibiz.
1939 yılında Türkiye’ mizin %82.2′ si tarımla uğraşırken 96 günlük yaz tatili anlaşılabilir bir durumdu. Benim güzel yavrucağım anasına babasına tarlada tapanda yardım ediyordu. Yıl 2016 olmuş! Ülkemin tarımsal nüfusu %7.5′ e düşmüş sen hala adama 100 gün tatil veriyorsun. Tek devrede beyni dolduruyorsun, sonra o beyin yoruldu hadi sen bi format at gel diyorsun, sonra tekrar dolduruyorsun… Bir maçta bile devre arası olur, lakin 15 dk. olmaz mı??? Baktığımız zaman gelişmiş ülkelerde yıl içinde sadece şubat tatili olmaz! 2 ayrı 15 günlük tatil ve yaz tatili de en fazla 60 gün oluyor. Bizim şu tatil sistemimiz eğitim sistemimizi aslında felç ediyor. Öğretmenler, çocuklar yeni sezona başlarken bir önceki senenin bilgilerini hatırlamak için ilk 1 aylarını da kaybediyorlar.
Çözüm: Çift dereceli eğitim modeli. Ocak 1 ay ara tatil? Temmuz Ağustos yaz tatili?
Dipnot: Türkiye bu düzenlemeyi kolayca, hiçbir kanun gerekmeden basit bir ders programı genelgesiyle yapabilir.
Dipnot2: Türkiye elbet bir gün “kızıl elma” ya sahip olacaktır.


Yarın elbet bizim elbet bizimdir!
Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir!

-Necip Fazıl Kısakürek

Eğitim ile Gelişmişlik Arasında Bağlantı

Eğitim ile Gelişmişlik
     ÜLKELER        1970      1980       2015
     --------    --------   --------    --------  
     TÜRKİYE       538$       1539$      9.177$
     GÜNEY KORE    243$       1597$      35.277$
     NORVEÇ        639$       3613$      66.937$
     İRLANDA       479$       2160$      49.195$

Biz insanlar grip hastalığına yakalandığımız zaman tedavisine başvuruyoruz. Antibiyotikler, C vitaminleri alıyoruz… Problem olduktan sonra tedavi olmanın hiç bir mahsuru yoktur. Ancak mahsuru olan nokta ortadaki mikrobu fark etmemektir. Örnek veriyorum: Okula bir çocuk grip olarak gelse şunu çok iyi biliyorum ki benim vücuduma mikrop girmiştir. Ve benim vücudumun direnci ne zaman kırılırsa ben de hasta olacağım!!! Nitekim de öyle olmuyor mu?

Bu tablo neyi gösteriyor biliyor musunuz ? 1970 ve 1980 yıllarında eğitim sistemini kökten değiştiren ülkelerin bugün gelinen noktada gayri safi milli hasılasının (Kişi başına düşen gelirin) ne kadar arttığını gösteriyor. Bugün bir Norveçli bireyin geliri benden 7 kat daha fazla, bir Güney Koreli 4, Bir İrlandalı’ nın 5 Türk Vatandaşının yıllık gelirine eşittir.
Gelişmiş ülkelerin 4 ortak özelliği vardır.
1- Yüksek Teknoloji İhracatı (% 20 ve üzeri ) – Türkiye %2.75
2-Özel Çocuklara Özel Eğitim İmkanı – Ülkemizde engelli eğitimine öğretmen yetiştirecek sadece 17 profesör var. Üstün yetenekli öğrencilerin %1′ ine eğitim imkanı var. 6 tane işitme engelli lisesi var ve üniversiteleri yok!
3-Kadın erkek eşitliği – Ülkemizin kızlarının 3’te 1′ i lise çağında örgün öğretime devam edemiyor.
4-Başka kültürlerin özgürce ülke bünyesinde yaşayabilmesi – Türkiye’ de kültür çatışmaları devam etmektedir.
Bununla birlikte yurt-dışına eğitime yolladığımız akademisyenlerin %56′ sı geri dönmemektedir. Ayrıca 20 yılda %425 suç oranı artışı ile dünyada en çok suç artışı olan ilk 10 ülke arasına ülkemiz girmiştir. Türkiye kişi başına 6 saat ile Gambia ve Fil Dişi ülkeleri ile birlikte dünyada en az kitap okuyan ülkeler sınıfındadır. Kişi başına günde 3 saat 54 dakika ile dünyada en çok televizyon seyreden 2. ülkedir.
Suriye griptir, Irak griptir, Yarın İran grip olursa… Yukarıdaki tabloyu uyarlasak zaten gidişatımızı gösterecektir. Biliyorum ki hastalık bulaşıcıdır. Eğitim zayiatına uğrayan toplumların çökmesi de su götürmez bir gerçektir. Güzel ülkemin güzel insanları… Bu satırlarımın sonuna kadar gelenler varsa eğer bu sayfamı paylaşın! Paylaşın ki öncelikle hastalığı tespit edelim; sonra önleyelim! Zira tıpkı grip olduktan sonra ilaç almanın yersiz olması gibi Türkiye’ mizin çöküşünden sonra da ağlamak yersiz olacaktır. Yorumlarınızı bekliyorum. Saygılar…

Karar almadan işe başlanır mı?

Geçenlerde okuduğum bir makalede ABD’ nin 2015 yılında kendi ülke bankalarına en az 500 bin $ ama genelde 1 milyon $ yatırım yapan, 166.000 kişiye oturma izni vermiştir. 166.000 * 1 milyon $ eşittir 166 milyar $’ dır.
 Düşünebiliyor musun? Sadece 1 kimlik kartı düzenliyorsunuz, yani tek gideriniz 1 $ maliyetli bir kart, üstelik gelen adamı seçiyorsunuz. Yani bu adamın üniversite mezunu ve kaliteli olmasını istiyorsunuz, bu adamlar kendi geçimlerini sağlıyor, kendi sağlık giderlerini karşılıyor, kendi evlerini kendileri tutuyorlar, kendi işlerini kendileri kuruyorlar. Bu adamları zenginlerden, problemsizlerden seçiyorsunuz ve ülkenizin bankalarına 5 kuruş harcamadan 166 milyar $ nakit para sokuyorsunuz. Niçin? Bu adamlar yaşadıkları ülkede kendilerine bir gelecek göremiyorlar, çocukları daha iyi eğitim alsın istiyorlar. Hapise girmeyecekleri, özgür yaşayacakları, kendilerini güvende hissedecekleri bir ülke arıyorlar. İngiltere ve Kanada’ da 500 bin siterlin ve 800 bin Kanada doları olmak üzere, yılda en az 100.000′ er kişiye oturma izni ve vatandaşlık satışı yapılıyor. 

Google amcaya sordum: ilk link için buraya tıklayabilirsin.

ABD 500000 $ yatır vatandaş ol…

Dünyanın geldiği bugünki noktada artık çağlar savaşına doğru gidilmektedir. Bu savaşta  beyinler göçüyor, paralar göçüyor, hizmet göçüyor, gelecek göçüyor, gençlerimiz göçüyor, çocuklarımız göçüyor…
Aykut abimiz sonuçta diyor: “Startup üretmek istiyorsan Amerika’ ya geleceksin. Bu böyle…” Adam haklı mı ? Bence sonuna kadar haklı… Bu video herşeyi anlatmıyor mu?

0′ dan 100 Milyon Dolara…

Peki abicim biz göçemiyorsak, göçüp gidemiyorsak, seviyorsak, seviliyorsak memleketimizde ve güzel ülkemiz için bir katkımız olmasını istiyorsak ne yapacağız. ? Üretmek istiyorsak, bir karar almışsak ve Türkiye’ den de dünya çapında startup’ ların çıkacağına inanıyorsak…
Hayal kurmak güzel be kardeşim! demezler mi adama? İlk önce milli olmak mı yoksa evrensel olmak mı dır? doğru olan? Milli olan mı yoksa evrensel olan mı daha faydalıdır benim güzel Türkiye’ me Türkiyeli’ me? Soruyorum çünkü cevabını arıyorum… Bakın Google Amcamın yiğeni Yotube’ de bakın ne buldum.

Evrensel mi Milli mi ?

…satırlarımın sonuna kadar okuduysan ve gerekli mesajı aldıysan eğer ve şunu bilmelisin ki üzerinde yaşadığın bu topraklarda yaşama hakkını borçlu olduğun 15 Temmuz ve daha öncesi ve daha sonrası cephelerde yaşamını yitiren -gönülleri pak ruhları şad olsun-şehitlerimize ahde vefa uğruna…
“Ben evrensel olacağım ve ülkem için ve geleceğim için en uç noktada bilgiyi elde edecek ve faydalanacağım. Çocukları, genç ve parlak beyinleri, yarınlara umutla bakan aydınlık gözleri bu uğurda eğitecek ve yönlendireceğim. Onlarında en ileri teknolojilerle en iyi startup ürünler çıkarması için çalışacağım. Allah yar ve yardımcımız olsun…

Basra’nın Yolunu Arayanlara

Basra’ nın Yolu

Hallac-ı Mansur bir gün çeşme başında erenlerle otururken eşeğinin ayağı topallayan bir çerçi (eskinin köy bakkalı) varmış yanlarına. “Ya erenler” demiş, “Eşeğimin ayağı topallıyor. Ben de Basra’ ya gidiyorum. Bana bir fikir verin de eşeğimin ayağını iyi edeyim.”
Hallac, çerçiye dönmüş “Ya çerçi. Benim sana 2 tane faydam olur. Bir tanesi eşeğinin ayağını tedavi eder. Öbürü gittiğin yolu değiştirir. Sen hangisini istersin?” Garibim çerçi, şöyle kısacık düşünmüş. Eşeği onun derdi, demiş ki erenlere “Bana eşek lazım. Gittiğim yolu ne edeyim.” O zaman demiş Hallac: “Şu kırmızı dikenli bitkileri topla onları haşla yal yap, eşeğinin ayağı irin kapmış, eşeğinin ayağına sür, bir çaputla sar, bu gece eşeğini dinlendir, yarın var git yoluna.” Çerçi çok sevinmiş. Başlamış bitkiyi toplamaya…
Erenlerden bir tanesi Hallac’a sormuş “Ya Hallac, ilk öğüdün pek iyiydi. ama ben demiş 2. öğüdü merak ettim. Hani yolu değiştirecek olanı.”
“O öğüt” demiş Hallac “Nedense pek az insana nasip olur. Herkes eşeğinin derdindedir, gittiği yolu bilmez. Bu yol…” demiş Hallac. “Basra’ya gitmez. Çerçi yanlış yoldan gittiğinin farkında değil.”

Kaplumbağa mı olacaksın yoksa Tavşan mı ?

İlk blogumda sizlere ilk olarak bu soruyu sormak istedim. Çünkü bu öğretiyi her bireyin iyi anlamasını ve günümüz çağında -bilgi ve internet çağı- çocuklarını bu öğretiye göre eğitmesini umuyor ve faydası olacağına inanıyorum. Bu çağın şartlarında evlatlarımızın başarıya ulaşması ve yaşam savaşını kazanabilmeleri için seçecekleri yolu iyi belirlemeleri gerektiğini düşünüyorum. Biliyorsunuz ki ilkokul kitaplarında anlatılan bu bilgelik yarışını kazanan yavaş ve sabırla hareket eden kaplumbağa dır. Tarihte bu hep böyle olmuştur belki de… Peki gelecekte böyle mi olacaktır. Ya da öngörü mü hiç öyle uzatmama gerek yok! Şimdiki zamana bakacak olursak; gerçek hayatta durum böyle midir? Eğitim kitaplarında, ilkokula başlarken anlatılan, birinci sınıfta hayatın en başında yaşam savaşına başlarken öğretilen bu öğreti gerçek midir? Günümüz koşullarını göz önüne alarak yanlış olduğunu düşünmekteyim. Bu kanıya nerden mi vardın diye soracak olursanız???


Google amcaya sordum…

kaplumbağa mı hızlı yoksa tavşan mı?

Burada da görüldüğü gibi çıkan sonuçta bir video dikkatimi çekti. Evet videoyu izleyelim…





Gerçekten de kaplumbağanın yarışı kazandığını düşünebilirsiniz. Bu aslında azim ve kararlılığın göstergesidir. Ama ama ama… Biliyorsunuz işte… Hızlı olan ayan beyan tavşandır. Sadece içsel pekiştireç ona verilmemiştir. Eğer varış noktasında onu dürtüleyen bir etki olsaydı nasıl olurdu?

İyi de hocam bunları neden bana anlatıyorsun? diyebilirsiniz. Şöyle açıklayayım…
Dünya yuvarlaktır. İnternet ise düzdür. Geçmişte olduğu gibi bilgi ulaşılması güç bir kavram olmaktan çıkmıştır. Eğitim, finans, kaynak vs. Her istediğimizi anında bulabildiğimiz ve sürekli olarak artan bir güç… Moore kanununa bakacak olursak bütün teknolojik gelişmeleri kapsayan bu artan gücün çevremizi her anlamda sapasardığını görmekteyiz.

Durum böyle olunca beni endişelendiren ve ülkemin güzel insanlarının güzel çocukları söz konusu olunca; onların geleceği konusunda bir şeyler yazmaya karar verdim. Geleneksel yöntemlerle geleceğe dönük eğitimlerin hybritleştiğini; ancak gelenekselin daha ağır bastığını gördüm. Eğitim sisteminin insan yaşamını şekillendirme noktasındaki acizliğini ve varış noktasının olmadığını fark ettim. Biz öğretmenlere emanet edilen çocukların çıktısal olarak iki varlığa dönüştürüldüklerini anladım. Ya kaplumbağa olmak… Ve yahut yarış atı…   Ben ikisini de reddediyor ve tavşan olmayı seçiyorum 🙂 Yaşam savaşında asla pes etmemeyi ve öleceksem bu uğurda ölmeyi… Eğer ki siz de çocuğunuzu yönlendirme noktasında seçiminizi yaptıysanız; unutulmamalıdır ki yaşam seçimlerinizin sonuçlarını yine size geri döndürecektir…

kaplumbağa olmak yok!
Yarış atı olmak yok!
Tavşanı kabul ediyorum…

Umarım yazımı beğenmiş sinizdir. Ya da beğenmemiş siniz! Her ne olursa olsun aynı denizde yüzen bir gemi ve aynı geminin mürettebatı… Bu gemi içi mücevheratla dolu bir gemi ve sahile vurduğu zaman içi boşaltılmış olmaması için elimden geleni yapacağıma canı gönülden söz veriyor ve yorumlarınızı bekliyorum. Saygılarımla